MotoGP Motorlarının Gizli Yaşamı — Bölüm 4: Soğuk Motor ve Mikron Toleransları

Kategori MotoGP

Not: Bu yazı, 10 bölümlük “MotoGP Motorlarının Gizli Yaşamı” özel dosyamızın 4. bölümüdür. Motosikletin 60 derecelik yatış açısında yağın nasıl savrulduğunu ve MotoGP’nin neden tam kuru kartere geçmediğini incelediğimiz üçüncü bölümü kaçırdıysanız, önce MotoGP Motorlarının Gizli Yaşamı — Bölüm 3: Kuru Karter ve Yatış Açısı‘na göz atmanızı öneririz.

Padokta bir MotoGP motoru asla kontağı çevirip çalıştırılmaz. Motor önce dışarıdan ısıtılır, sonra harici bir üniteyle döndürülür ve ancak bundan sonra pilota teslim edilir. Bu prosedürün sebebi çoğu zaman yanlış anlaşılıyor: motor soğukken parçalar birbirine yapışacak kadar sıkı değildir, tam tersine aralarındaki boşluk normalden fazladır. Serinin bu bölümünde asıl tehlikenin nerede durduğunu, alüminyumun çeliğe karşı verdiği genleşme yarışını ve mühendislerin yarış sonrası yağdan okuduğu iç sağlık raporunu inceliyoruz.

MotoGP Motosikletlerinde Marş Motoru Var mı?

Hayır, yok. Bir MotoGP motosikletinde üzerinde taşınan marş motoru bulunmuyor ve gerekçe doğrudan ağırlık tasarrufu. Marş motoru, aküsü ve kabloları prototip bir yarış motosikletinde taşınmayacak kadar gereksiz sayılıyor, çünkü motor hafta sonu boyunca yalnızca padokta çalıştırılıyor.

Bunun yerine ekipler paddock starter denen harici bir ünite kullanıyor. Motosikletin arka tekerinin altına, elektrikli iki silindirik rulo yerleştiriliyor. Mekanik kavramayı çekili tutarken ruloları çalıştırıyor, motosiklet vitese takılıyor ve kavrama bırakıldığında arka tekerin dönüşü zincir üzerinden krank milini çeviriyor. Motor ateşlediği anda kavrama yeniden çekiliyor ve motosiklet üniteden itilerek çıkarılıyor.

Bu düzenin pistte doğrudan bir sonucu var. Pilot motoru stop ettirirse yeniden çalıştıramıyor, çünkü motosikletin üzerinde onu döndürecek hiçbir donanım bulunmuyor. Bir düşüş sonrası motorun susması, çoğu zaman yarışın orada bitmesi anlamına geliyor. Mekanikler bu yüzden motoru padokta bir kez çalıştırıp seans boyunca susturmamayı tercih ediyor.

Asıl Tehlike Soğuk Değil, Gaz

Yarış motorlarının soğukken çalıştırılmaması genellikle “parçalar sıkı oturur” diye açıklanıyor. Mekanizma bunun tersi yönde işliyor. Piston ile silindir arasındaki çalışma boşluğu, motor çalışma sıcaklığındayken doğru ölçüye ulaşacak biçimde hesaplanıyor. Dolayısıyla motor soğukken piston silindire göre görece küçük kalıyor ve aradaki boşluk tasarım değerinden fazla oluyor.

Tehlike, o soğuk motora yük bindiği anda başlıyor. Piston yanma odasının tam içinde durduğu için çok hızlı ısınıyor ve genleşiyor. Silindir cidarı ise ısıyı pistondan segmanlar üzerinden alıyor ve bu aktarım çok daha yavaş ilerliyor. Piston önden büyürse fazla boşluk saniyeler içinde kapanıyor ve soğuk sıkışması dediğimiz olay yaşanıyor.

Sonuç, pistonun silindire kaynamasına kadar gidebiliyor. Yarış motorları seri üretim motorlara göre çok daha dar toleranslarla kurulduğu için bu riske belirgin biçimde daha duyarlı. Ön ısıtma prosedürü tam olarak bu farkı ortadan kaldırmak için var.

Alüminyum, Çelikten Üç Kat Fazla Genleşir

İşin kökeninde iki malzemenin farklı davranması yatıyor. Alüminyum piston alaşımlarının ısıl genleşme katsayısı 20-21,5 µm/m·K bandında bulunuyor. Martenzitik paslanmaz çelikte aynı değer 11 µm/m·K civarında kalıyor. Motosiklet yarış motorları üzerine yazan Kevin Cameron bu farkı, alüminyumun sıcaklıkla demire kıyasla yaklaşık üç kat fazla genleşmesi olarak özetliyor.

Yarış pistonu bu denklemi daha da zorlaştırıyor, çünkü sürekli hafifletiliyor. Honda’nın resmî teknik arşivi RC211V geliştirmesinde piston ağırlığının 147,0 gramdan 122,4 grama düştüğünü ve segman sayısının üçten ikiye indiğini kaydediyor. Hafifleyen piston daha hızlı ısınıyor ve segman azalması ısının silindire aktarımını zorlaştırıyor. Yani motoru güçlendiren her adım, soğuk çalıştırmayı biraz daha tehlikeli hâle getiriyor.

Peki Motor Kaç Dereceye Isıtılıyor?

Burada dürüst olmak gerekiyor: MotoGP üreticileri hedef sıcaklıklarını açıklamıyor. Padokta motorun harici sistemlerle ısıtıldığı ve pistte rölantide bekletilerek ısıtılmadığı biliniyor. Kesin rakamlar ise rekabet nedeniyle paylaşılmıyor ve bu bilgi üreticiler için doğrudan bir avantaj kalemi sayılıyor.

Ölçek fikri vermek için başka kategorilere bakılabiliyor. Formula 1’de bir motor tedarikçisinin sözleşmesinde, motorun su ve yağ 80 santigrat dereceye ulaşmadan çalıştırılamayacağı şart koşulmuştu. DTM’de harici ısıtıcı ve pompayla soğutma suyunu dolaştırma işlemi yaklaşık 20 dakika sürüyor. Bunlar MotoGP rakamları değil ancak prosedürün ağırlığını gösteriyor.

Soğuk Yağın Ters Etkisi: Basınç Düşmez, Yükselir

Yarış takımları sürtünmeyi azaltıp güç kazanmak için çok ince yağlar kullanıyor ve gridde 5W30 ile 0W30 sınıfları anılıyor. Soğuk yağ ise kalın davranıyor ve pompa onu dar kanallardan geçirmekte zorlanıyor.

Bu direncin sonucu, çoğu sürücünün beklediğinin tersi yönde çıkıyor. Yağ basıncı soğukta düşmüyor, yükseliyor. Basınç tahliye supabı bu fazlalığı boşaltıyor, fakat kalın yağ yüksek devirde hareketli parçaları yeterince hızlı besleyemiyor. Yağlama açığı ve buna bağlı ısı artışı, soğuk sıkışması riskini besleyen ikinci koldan geliyor.

Motorun İç Sağlık Raporu: Yağdaki Metal

Yarış motorlarında yaygın kullanılan bir izleme yöntemi de kullanılmış yağın spektrometriyle incelenmesi. Yağın içindeki mikroskobik metal parçacıkları ölçülüyor ve her metal farklı bir bölgeyi işaret ediyor. Alüminyum çoğunlukla piston eteği aşınmasından, demir silindir gömleği ile kam ve krank yataklarından, bakır ise yatak aşınmasından geliyor.

Bu yöntem motoru sökmeden içerideki durumu okumayı sağlıyor. MotoGP ekiplerinin bunu hangi sıklıkta uyguladığı açıklanmıyor, fakat yöntemin motor sporlarında ve havacılıkta standart olduğu biliniyor. Havacılıkta piston motorlar için kullanılan eşiklerde alüminyumun 30 ppm, demirin 100 ppm üzerine çıkması yüksek sayılıyor. Bu rakamlar MotoGP eşiği değil, yalnızca yöntemin ne kadar hassas çalıştığını gösteren bir kıyas.

Neden Bu Kadar Önemli: Sekiz Motorluk Sezon

Bütün bu titizliğin sebebi serinin ilk bölümünde anlattığımız kota sisteminde duruyor. Ducati, KTM ve Aprilia sürücüleri bir sezonu sekiz motorla tamamlamak zorunda. Yamaha ve Honda imtiyaz kapsamında on motor kullanabiliyor.

Bu sayıların hepsi mühürlü ve sezon içinde kapağı açılamıyor. Padokta yapılan tek bir hatayla kaybedilen motor, geri kazanılamayan bir varlık anlamına geliyor. Ön ısıtma prosedürünün mekanikler için pazarlık konusu olmamasının sebebi bu.

Yazı dizimizin bir sonraki bölümünde motorun içindeki mikro mühendisliğe iniyoruz. Pnömatik supap yayları 18.000 devire çıkmayı nasıl mümkün kılıyor? Sürtünmeyi azaltan DLC kaplamalar ve egzotik malzemeler bu denklemde nerede duruyor?

Yorumlar

0 yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!